Kanser ve Tedavisi

Kanser

KANSER VE TEDAVİSİ

Kanser Nedir?

Kanser, vücudumuzu oluşturan hücrelerin, hücre çoğalmasını düzenleyen genlerdeki değişimler (mutasyonlar) sonucu, normal kontrol mekanizmalarından bağımsız olarak çoğalması sonucu oluşan bir hastalıklar grubudur. Ancak kanseri toplumun algılayışı diğer tüm hastalıklardan ayrı olup, genellikle oldukça kötü çağrışımlara neden olmaktadır. Bilmemekten kaynaklanan bu korku yerine bilinçlenerek kanseri yenmenin yollarını aramak gerekir.

Son yıllarda ülkemizde kanser sanki yeni bir hastalık gibi algılansa da, kanser insanlığın ilk yazılı belgeleri olan Mısır papirüslerinde kanser tanımlanmıştır. Binlerce yıldır bilinmesine karşın ancak geçtiğimiz yüzyılın sonlarında genetikteki gelişmelerle kansere neden olan etkenler ve etki mekanizmaları anlaşılmaya başlanmıştır. Günümüzde de üzerinde en fazla araştırma yapılan konulardan birisi kanser ve onun tedavisidir.

Kanser sıklığı artıyor mu?

Tıptaki gelişmelere koşut olarak insan ömrü uzaması, teknolojik gelişmelere bağlı olarak da yaşam biçimi ve beslenme alışkanlıklarının değişimi kalp damar hastalıkları ve kanser gibi hastalıkların daha sık görülmesine neden olmuştur. Gelişmiş ülkelerde kanser görülme sıklığı 100 000 nüfusta yıllık 350-550 arasında iken az gelişmiş ülkelerde 50 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfusa oranının düşük olması nedeniyle 100-150 arasında değişmektedir. Ülkemizde ise bu sayı her iki grup ülkelerin ortasında olup 100 000’de 250 civarındadır. Önümüzdeki yıllarda bu sayının artması ve gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşması öngörülmektedir.

Kimsenin kansere karşı bağışıklığını olmadığı gibi yaşam boyu her iki erkekten ve her üç kadından birinin kansere yakalanma şansızlığı vardır. Gelişmiş batı ülkelerinde yaklaşık her dört ölümden birinin kanser bağlı olduğu ve kanserin kalp damar hastalıklarından sonra en fazla ölüme neden olan ikinci hastalık grubu olduğu bilinmektedir.

Kanserden korunma olanağı var mıdır?

Bu sorunun yanıtı evettir. Epidemiyolojik çalışmalar bütün kanserlerin yaklaşık üçte ikisinin önlenebilir ve erken tanı konulduğunda on hastadan dokuzunun tedavi edilebilir olduğu da bilinmektedir. Görüldüğü gibi kanser toplumsal eğitimin her yönüyle gerekli olduğu hastalıkların başında gelmektedir. Bir hastalığı tedavi etmenin en ucuz ve kolay yolu ise o hastalıktan korunmanın öğrenilmesidir. O halde sanırım burada kanserden korunma ve erken tanıyla ilgili önerileri de özetlemek yaralı olacaktır. Prof. Dr. Richard Doll tarafından yapılan epidemiyolojik araştırmaya göre kanser nedenleri;

* Diyet (%35)

* Sigara (%30)

* Mesleki maruziyet (%4)

* Alkol (%3)

* Çevre kirliliği (%2)

* Yiyeceklerdeki katkı maddeleri (%1)

Yukarıdaki verilerden de anlaşılacağı gibi tüm kanserlerin üçte birinden fazlasında beslenme alışkanlıklarımızdaki yanlışlıkların ve üçte birinde de tütün kullanımı veya onun en yaygın şekli sigaranın rolü vardır. Bu ve benzeri çalışmalardan yola çıkarak Amerikan Kanser Derneği beslenme konusunda aşağıdaki önerilerde bulunmaktadır:

* İdeal bir kiloyu koruyun

* Çok yönlü beslenin

* Günlük diyette sebze ve meyveler bulundurun

* Yüksek fiber içerikli yiyeceklerle beslenin

* Günlük diyetteki yağ miktarını azaltın

* Alkol alımını azaltın

* Tuzlanarak, tütsülenerek ve nitritlerle korunarak saklanan yiyeceklerden uzak durun

Sigara tüm kanserlerin yaklaşık üçte birinden sorumludur. Akciğer kanserlerinin %80’inin nedeninin sigara olduğu düşünülmektedir. Sigara üst solunum ve sindirim yolu kanserlerinin yaklaşık %90’ının nedeni olarak bilinmektedir. Mesane, rahim ağzı, pankreas ve yemek borusu kanserlerinde de sigaranın rolü olduğu bilinmektedir. Deneysel çalışmalarda sigara dumanında 4000’den fazla kimyasalın bulunduğu ve bunların en az 43’ünün karsinojenik özellikte olduğu saptanmıştır. Ayrıca sigaranın pek çok kanserde kontrolsüz hücre çoğalmasına neden olan p53 mutasyonuna neden olduğu kanıtlanmıştır. Tüm Dünyada yılda yaklaşık bir milyon kişinin tütün kullanımına bağlı kansere yakalandığı tahmin edilmektedir. Yine epidemiyolojik çalışmalar bir milyar kişinin sigara, altı yüz milyon kişinin ise tütün çiğneme alışkanlığının olduğunu göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde sigara ya da tütün çiğneme alışkanlığında yıllık %1.5’lik azalma olduğunu buna karşılık dünya nüfusunun büyük bölümünü oluşturan gelişmekte olan ülkelerde yıllık tütün kullanma alışkanlığında %2’lik artış olduğu öngörülmektedir. Bu veriler kanserden korunmada sigaranın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

  • Kanseri önleyici yada tedavi edici özel bir diyet var mıdır?

Bu sorunun yanıtı kesinlikle hayırdır. Dünyanın pek çok yerinde özel olarak hazırlanmış diyet uygulamalarıyla yapılan çalışmalar da başarı gösterilemediği gibi bazılarında olumsuz sonuçlar ve hatta tek yönlü yetersiz beslenmeler sonucu ölümler bildirilmektedir. Gerek hastalık öncesi gerekse hastalığa yakalandıktan sonra günlük diyetin 2/3’ünün sebze ve meyvelerden, 1/3’ününde hayvansal gıdalardan oluşması önerilmektedir.

  • Çoklu vitamin ve bazı bitki hapları kansere karşı koruyucu yada tedavi edici mi?

Bu sorunun yanıtı da kesinlikle hayırdır. Bilimsel çalışmalar çoklu vitamin yada bitki haplarının yararı olmadığı gibi bazen kansere yakalanma olasılığını arttırdığını göstermiştir. Örneğin havuç yiyenlerde kansere yakalanma olasılığında azalma saptanırken, havuçta bulunan A vitamini öncüsü retinol haplarını kullanan sigara tiryakilerinde kanser sıklığının daha fazla olduğu  gösterilmiştir. Bilimsel çalışmalar sebze ve meyvelerin tüketimindeki yararın bunlarda bulunan pek çok mikro besinin ortak etkisi olduğunu göstermiştir.

  • Şeker kanser hastalığının hızlanmasına veya kansere neden olur mu?

Bu sorunun yanıtı da kesinlikle hayırdır. Bu konuda da pek çok bilimsel çalışma yapılmış ve sonuçları yayınlanmıştır. Aşırı karbonhidratlarla beslenme ve bunun sonucu ortaya çıkan obesite kansere yakalanma olasılığını arttırmakla birlikte normal boy kilo dengesi olan kişilerde böyle bir ilişki yoktur. Çünkü siz ne kadar şeker tüketirseniz tüketin kandaki şeker oranı (eğer şeker hastalığı “diabet” yoksa) belirli bir düzeyde olacaktır. Yani kanser hücreleri gereksinimleri olan şekeri kanda bulacaktır.

  • Erken tanı için ne yapmalıyız?

Yukarıda da belirttiğim gibi erken tanı ile halen %70 olan tam iyileşme oranları %95’lere yükseltilebileceği gibi tedavisi daha kolay ve ucuz olacaktır. Bilimsel çalışmalarda bedel-etkin olduğu gösterilen ve SGK tarafından karşılanan kanser türlerinde erken tanı için öneriler aşağıda verilmiştir;

Meme Kanseri

* 20 yaşından sonra her kadının ayda bir (adet başlangıcından sonraki 7-10. günler arası) kendi kendine meme muayenesi

* 20-40 yaş arası 3 yılda bir 40 yaşından sonra yılda bir klinik meme muayenesi

* 40 yaşın üstünde yılda bir mamografi

Kalın Barsak Kanseri

* (50 yaşından sonra herkesin yaptırması gerekir)

* Yılda bir gaitada gizli kan bakılması

* 5 yılda bir parmakla rektal muayene ve fleksibl rektosigmoidoskopi veya

* Her 10 yılda bir kolonoskopi ve parmakla rektum muayenesi veya

* Her 5 yada 10 yılda bir çift kontrastlı baryum grafisi ve parmakla rektum muayenesi

Kalın Barsak Kanseri

* (Aşağıdaki risk faktörlerinden herhangi birisi varsa daha erken yaşlarda ve daha sık kontrol yapılmalıdır)

* Kalın barsak kanseri yada polibi öyküsü olanlar

* Birinci derece yakınlarında kalınbarsak kanseri yada polibi olanlar

* Kronik inflamatuvar barsak hastalığı olanlar

* Kalıtsal kalınbarsak kanseri sendromlu aileler

Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri

*Seksüel olarak aktif olan her kadının ilk üç yıl yılda bir, daha sonra her üç yılda bir jinekolojik muayene ve smear yaptırması gerekir.

Prostat Kanseri

* 50 yaşından sonra her erkek yılda bir rektal muayene ve PSA baktırmalıdır.

* İki yada daha fazla birinci derece yakınında prostat kanseri öyküsü olanlar ve

* Benign prostat hipertrofi olan ancak PSA düzeyi 4.0 ng/ml’den yüksek olanlar taramaya daha erken yaşlarda başlamalıdırlar.

Ayrıca aşağıdaki belirtiler kanser habercisi olabilir ve kanserin yedi kardinal belirtisi olarak bilinir:

– İdrar ve dışkı alışkanlıklarında değişiklik

– İyileşmeyen yaraların bulunması

– Olağan dışı kanama veya akıntılar

– Bedenin herhangi bir yerinde büyümüş beze yada şişlik

– Yutkunmada zorluk yada sindirim güçlüğü

– Et beni gibi lezyonlarda kısa sürede belirgin değişim

– Sürekli öksürük yada ses kısıklığı

  • Kanser tanısı hastaya söylenmeli midir?

Bireylerin kanser olduklarını öğrenmelerinden sonra yaşadıkları psikolojik sorunların atlatılmasında kendi hayat felsefesinin yanında, yakın çevresini oluşturan aile bireyleri ve arkadaşlarının bakış açısının çok önemli olduğu pek çok bilimsel çalışmada gösterilmiştir. Hastalığının söylenip söylenmemesi konusu uzun yıllar boyunca tartışmalara konu olmuş ve ülkemizde halen tartışma konusudur. Kuşkusuz herkesin hastalığını ve sonuçlarını öğrenme hakkı vardır. Ancak söyleme biçiminin çok önemli olduğu da bir başka önemli gerçektir.

    • Kanser tedavi edilebilir mi?

Son yıllarda ülkemizde sanki kanser hiç tedavi edilemiyormuş, bilimsel tıbbi yöntemler hiçbir işe yaramıyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Böylece bilimsel hiçbir kanıtı olmayan yöntemler satışa sunulmakta ve hastaların hem sağlığı tehlikeye atılmakta hem de paraları alınmaktadır. Oysa ki, bilimsel gelişmeler ve ona dayalı modern teknolojilerin uygulamaya girmesiyle, günümüzde hastaların üçte ikisinden fazlası tedavi edilebilmektedir. Modern kanser tedavisi tümörün özelliklerinin yanı sıra, kişisel faktörler dediğimiz kişilik özellikleri, eğitim ve kültür düzeyi, ailesel özellikleri ve toplumsal yapının göz önünde bulundurulmasını gerektiren bir ekip işidir. Başarı ancak böyle sağlanabilmektedir.

Tedaviyle ilgili bir başka konu ise yan etkilerin hastalığın ilerlediği şeklinde algılanmasıdır. Bunun nedeni kuşkusuz tedavi konusunda yeterli bilgiye sahip olunmamasıdır. Tedavi ekibinin hasta ve yakınlarına tedavi sürecinde yaşanabilecek olumsuzluklar konusunda bilgi vermesi ve sürekli olarak kafalarına takılan soruları yanıtlayabileceklerini bildirmeleri önemlidir. Ayrıca bu konuda tedavi sürecini yaşamış eski hastaların deneyimlerini aktarmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. “Ağaçtan düşenlerin halinden en iyi ağaçtan düşenler anlar” özdeyişi bunu açıklamaktadır. Bu nedenle halen tedavisi süren hastalar ve tedavisini tamamlamış hastaların buluşturulduğu ortamlar önemlidir.

  • Kanser tedavisi acil midir?

Küçük istisnai grup dışında hiçbir kanserli hastada acil durum söz konusu değildir. Tam tersine kanserde tedavinin, hastalığın ayrıntılı olarak bir ekip tarafından yapılacak değerlendirmelerin sonucuna göre, planlanıp uygulanması gerekir.  Çünkü bazen yetersiz tedavi uygulanabildiği gibi bazen de geri dönülmez bir şekilde aşırı tedaviler de uygulanabilmektedir ki her ikisi de hatalıdır.

  • Işın tedavisi (Radyoterapi) nedir?

Radyoterapi, yüksek enerjili elektromanyetik yada partiküler ışınların tedavide kullanılması olup en etkili kanser tedavi yöntemlerinden birisidir. Amaç normal dokulara en az hasarı vererek kanserli hücrelerin oluşturduğu dokuyu ortadan kaldırmaktır. Son yıllarda bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler bize bu olanağı sağlamıştır. Görüntüleme yöntemleri normal dokuyla tümör dokusunu daha iyi ayırmamızı sağlarken çok yapraklı kolimatör teknolojisi ve bilgisayarlı planlama ile de bu bölgelerde yüksek dozlar oluştururken normal dokuları korumamıza olanak sağlamaktadır.

Ceylan İnternational Hastanesi Radyoterapi Merkezi en yeni teknolojiyle donanmış olarak modern radyoterapi tekniklerinden biri olan tomoterapi uygulamaktadır. SGK ile anlaşmalı olup hastalardan radyoterapi hizmetleri için fark alınmamaktadır.

  • Yakınımın kanser olduğunu öğrendiğimde ne yapmalıyım?

Kanser tedavisi, bazen çok basit bir girişimle yapılabildiği gibi bazen de oldukça yıpratıcı ve uzun bir süreci gerektirebilmektedir. Böylesine bedensel olarak yorucu ve psikolojik açıdan da zor bir tedavi sürecinde yakın çevrenin desteği çok önemlidir. Hasta yakınlarının bu konuda bilinçli olmaları bu sürecin en az hasarla aşılmasında çok önemlidir. Burada da çok önemli davranış yanlışlıklarının yaşanabildiği görülmektedir. Bazen hastanın kendisinin kolaylıkla başarabileceği işler bile yaptırılmamakta ve hastanın yoğun ilgiden rahatsız olduğu gözlenmektedir. Bunun yanı sıra yeterli yardımın yapılmadığı durumlarda yaşanabilmektedir. Oysa ki kanserli hastanın sürekli yalnız olmadığını hissedebileceği bunun yanı sıra da olabildiğince günlük işlerini sürdürebilmesine olanak sağlandığı bir ortama gereksinimi vardır.

  • Kanser tedavisi sonrası rehabilitasyon gerekli midir?

Kanserli hastalarla ilgili bir başka konu ise tedavi sonrası rehabilitasyondur. Tedavi sonrası oluşan bedensel değişikliklerin yanı sıra psikososyal rehabilitasyonun da önemi bir çok araştırmada gösterilmiştir. Hastalık tanısının bilinçli kişilerde bile oluşturduğu psikolojik travma sadece hastayı değil yakın çevresini de etkilemektedir. Buna bir de tedaviye bağlı fonksiyonel ve fizik görünüm değişikliklerinin eklenmesi travmayı daha da arttırmaktadır. İnsan ömrü için kısa sayılabilecek ancak yaşayanlar için oldukça yorucu ve yıpratıcı bir süreçten geçen hasta ve yakınlarının sosyal desteğe gereksinimleri vardır. Yaşamlarında oldukça önemli değişiklikler olmuştur. Bazıları belki işlerini kaybetmişler ya da değiştirmek zorunda kalmışlardır. Mali açıdan da oldukça önemli kayıplar olmuş ve belki de çok iyi bir ekonomik durumdan çevreye muhtaç duruma gelmişlerdir. Bütün bu sorunların atlatılmasında yakın çevrenin yanı sıra toplumsal desteğin de önemi açıktır. Hele ülkemiz gibi ekonomik zorlukların yaşandığı toplumlarda bu desteğin önemi bir kat daha artmaktadır. Ancak burada bir başka tehlike de ortaya çıkmaktadır. Bazı kötü niyetli kişiler bu durumu kullanarak insanları kandırmaktadır.

  • Sonsöz

Sonuç olarak kanser binlerce yıldan bu yana insanoğlunun bildiği ve tedavi etmeye çalıştığı bir hastalık grubudur. Günümüzde modern tedavi teknikleriyle hastaların üçte ikisinden fazlası  tedavi edilebilmektedir. Radyoterapi özellikle son 30 yılda bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerden yararlanarak daha etkin ve daha az yan etki oluşturacak şekilde kanser tedavisinde kullanılmaktadır. Herkese hastalıklardan uzak, sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Dr. Lütfi Özkan